Foto Galeri WebTV

21 Mayıs 2012 Pazartesi  09:58
GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ
(Orhan ÇELTİKCİ-Akdeniz Üniversitesi Tarih Bölümü Cumhuriyet Tarihi Anadilim Dalı Doktora Programı)
 



Paylaş
QR Kodu
 

19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramının 93. yıl dönümünde, sizlere Akademisyen Orhan Çeltikçi ile 19 Mayıs 19119 tarihinde yaşananlar ve yakın tarihimizin bilinmeyen yönleri ile Atatürk, üzerine bir söyleşi yaptık. Çeltikçi, bu güne kadar yapmış olduğu araştırmalarından yola çıkarak, 19 Mayıs 1919 ve bu günün Türk Gençliğine bayram olarak armağan edilmesi ile  ilgili ilginç noktaları bizlerle paylaştı. Orhan Çeltikçi hocamız ile yapmış olduğumuz bu söyleşiyi yazı dizisi olarak sizlerle paylaşmak istedik.

 

HASAN SARAÇ

 

 

 

 

Hocam 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramını bu yıl yine büyük bir coşku ile kutluyoruz. Büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu önemli günü gençlere armağan etmiş. Gurur verici bir gün öyle değil mi?

 

Evet. Kesinlikle öyle. Gelecek gençliktedir. Bu önemli gün gençlere armağan edilmesi açısından çok önemlidir. Türk siyasi tarihi açısından da önemlidir. 1938 yılı 19 Mayısından bu yana kutladığımız, çeşitli etkinliklerle atamızı andığımız bu gün çok önemli bir gün. Bu husus büyük harflerle yazıp yüksekçe haykırmak gereken bir husus bence.

 

19 Mayıs 1919 Gününün önemi nedir sizce?

Bence 19 Mayıs 1919 tarihinin Türk Siyasi tarihi açısından önemini anlayabilmek için I. Dünya Savaşının sonuçlarını çok iyi okumak lazım. Çünkü I. Cihan Harbi ve Sonuçları Osmanlı Devletini emperyalist anlayışın ağzına bırakmıştır. Osmanlı Devleti bölünüp parçalanmış bize bırakılan yerler de müstemleke haline getirilmek istenilmiştir.

 

O halde I. Dünya Savaşından başlayalım hocam.

            Tabi buyurun.

 

Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşına nasıl ve neden girmiştir?

            Osmanlı Devleti bir ümidin neticesi olarak savaşa dahil olmuştur. Bu ümit 15-18 yüzyıllardaki eski görkemli ve şaşalı dönemlerine dönebilme ümididir. Çünkü 1910’lardaki Osmanlı Devleti’nin umumi manzarasına baktığımızda devletin İktisadi  yönden olağanüstü zayıflamış olduğunu, ülke genelinde Duyun-u Umumiye (Genel borçlar idaresi) kurulduğu  görülmektedir. Osmanlı Devleti’nin kendi gelirine ve topladığı vergilere sözü geçmemektedir. Siyasi açıdan Meşrutiyet zoraki olarak tekrar ilan edilmiş fakat, sistem tam manası ile istenilen şekilde işlememektedir. Dışarıdan Osmanlı Devletine “Hasta Adam” gözü ile bakılmaktadır. Kültürel yönden bakıldığında ise Osmanlı Devleti’nde Lale Devri ile başlayan Avrupa hayranlığı devam etmektedir. Bu hayranlık özellikle edebiyat alanında kendini fazlaca hissettirmektedir. Şiir yerini Roman türüne bırakmış, dönemde siyasi ekonomik kültürel alanlarda çok önemli hale gelen bilgi sirkülasyonunun en önemli argümanı gazete ve gazetecilik çok önemli hale gelmiştir. Tabir doğru mu bilmem ama Doğu Kültürü ile Batı Kültürü Osmanlı Kültürü üzerinde savaşa girişmiştir denilebilir belki bu dönem için… Askeri açıdan bakıldığında Osmanlı imparatorluğunda hızla askeri alanda yeniliklerin yapıldığı görülür fakat, bu yenilikler kazanıma henüz dönüşmemiştir. Yani cephelere yansımamıştır. Bu durum içerisinde Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı arifesine gelmiştir. 

Osmanlı Devletinde modernize olmada özellikle Alman subay ve bilim adamlarından yararlanılması beraberinde Almanya’nın Osmanlı siyasasında etkili olmasına sebep olmuştur. I. Dünya Savaşı Osmanlı Devleti dışında başladıktan sonra Osmanlı Devleti 2 Ağustos 1914 tarihinde ülke genelinde savaşa girme ihtimaline karşı genel bir seferberlik ilan etmiştir. 11 Ağustos 1914 tarihinde ise Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa girme kaderini belirleyen gelişme meydana gelmiştir. Goben ve Brestlow adlı iki Alman gemisinin İtilaf devletleri  donanmasının önünden kaçarak  Osmanlı karasularına sığınması hadisesi. Bu iki gemi İtilaf devletlerinin gemilerinin önünden kaçarak Osmanlı Karasularına sığınmıştır. İtilaf Devletleri  dünyaya savaşta tarafsızlığını ilan  etmiş olan Osmanlı Devleti’nden gemilerin  iadesini istemiş  fakat, Osmanlı  Devleti gemileri satın almış olduğunu duyurarak gemilere “Yavuz” ve “Midilli” isimlerini vermiştir. Böylece olay yatışsa da 29 Ekim 1914 tarihinde bu iki gemi Osmanlı Devleti’nden izin alarak Karadeniz’e  açılmış ve Rus ve Fransız gemileri ile çatışmaya girmiş ve iki Rus  ve bir Fransız gemisini batırmıştır. 72 Er ve 3 subayı da esir almıştır. Bununla da kalmayıp Rusya’nın Sivastopol, Odesa, Kefe, Navorosisk limanlarını bombalamıştır. Böylece tarihte “Karadeniz Olayı” diye adlandırılan bu olayla Osmanlı Devleti kendisini savaşın içinde bulmuştur. Savaşta bir çok cephede savaşmış fakat, Çanakkale Cephesi dışında maalesef hemen  her cephede ağır bir yenilgiye uğramıştır.

I. Dünya Savaşından bahsettiniz. Osmanlı Devleti isteseydi savaş dışı kalabilir miydi?

Hukukta bir kaide vardır. “Olmuş olmamış kabul edilemez” diye.  Meseleye bu bağlamda bakmak lazım. Osmanlı Devleti savaşa girmiş ve yenilerek savaştan çıkmıştır. Burada bence Osmanlı Devleti niçin savaşa girmiştir? Bunu sorgulamak lazım: Bakınız bir ülkenin kaderini mutlak suretle coğrafyası belirler. Dünyada Thınk-Thank kuruluşları stratejistlerinin ortaya attıkları dünya hakimiyet teorileri vardır: Kara Hakimiyet teorisi, merkezi hakimiyet teorisi, Kenar kuşak teorileri gibi. Bunların ortak noktası coğrafya hakimiyetine göre şekil alınmasıdır. Coğrafya kaderdir ülke için. Osmanlı Devletini de cihan savaşı öncesi bir açıdan böyle değerlendirmek lazım. Kafkasya-Ortadoğu ve Balkanlar üçgeninde kocaman bir stratejik coğrafya, Petrolü olup suyu olmayan Ortadoğu ile suyu olup  petrolü olmayan Batı ülkeleri arasında köprü. İki ilahi din Müslümanlık ile Hıristiyanlık  arasında bir ülke…Bunlar yorum değil, gerçekler. Bu konular yoruma açık değil bence çünkü yorum tarihi kötüye götürür. İnancındayım. Sanırım biraz vakanüvist olmak lazım.

Diğer yandan I. Dünya savaşına Osmanlı Devleti’nin girişinde özellikle Enver Paşa’dan da bahsetmek lazım. Tarihçilerin üzerinde ittifak ettikleri durum Enver Paşa’nın bir Alman hayranı olduğudur. 1881 Doğumlu olan Enver paşa özellikle saraydan Naciye Sultan ile evlendikten sonra kısa zamanda Ferikliğe (Korgeneral) yükselmiştir. Henüz 32 yaşında iken I. Cihan harbinin hemen öncesinde Harbiye Nazırı ve Başkumandan vekili olmuştur. Asya, Avrupa ve Afrika üçgeninde kurulmuş kocaman ülkenin askeri idaresi eline verilmiştir. Denilebilir ki Osmanlı İmparatorluğunun savaşa girmesinde Enver Paşa’nın çok büyük payı vardır. Ancak,  Enver Paşa ile kimi milli mücadele paşalarının aslında görüşleri ters düşmüştür. Bunlardan birisi de Kazım Karabekir Paşa’dır. Kazım Karabekir Paşa anılarında I. Dünya savaşı çıktığı sırada kendisinin Paris’te bulunduğunu ve savaşla ilgili olarak görüşlerini Enver Paşa ile paylaştığını yazmaktadır. Enver Paşayı kendisinin savaş konusunda uyarmasına rağmen Enver Paşa düşüncesinden vazgeçmemiştir.

           

 

 

BÖLÜM - 2

 

 

I.Dünya Savaşının Osmanlı Devleti açısından sonuçları ne olmuştur?

Yenilmiş, yenik sayılmış bir devletsiniz. Yenen devletlerin söylediklerine tabii olmuşuz önce. I. Dünya Savaşının Osmanlı Devleti açısından acı sonuçlarına geçmeden önce önemli bir başkaca neticesini vurgulamak isterim. O da şudur: Çanakkale Savaşları. Çanakkale Savaşları’nın üç bin yıllık Türk tarihinde çok önemli bir yeri vardır. 250.000 şehit vermiş olduğumuz bir savaş bu. Biz bu savaşla millet olmanın şuuruna ermiş birlik ve bütünlük içinde hareket etmişiz. Bunu özellikle vurgulamak isterim.

Diğer taraftan I. Dünya Savaşı gerek vermiş olduğumuz şehitler gerekse mali yönden büyük zayiatlı bir savaştır. Savaş sonunda Osmanlı Devleti ile itilaf Devletleri arasında Mondros Ateşkes Anlaşması imza edilmiştir. Bu anlaşma Osmanlı Devletinin topraklarının sorgusuz sualsiz işgalini, silahlarının itilaf devletlerine teslimini, ordusunun dağıtılmasını, tünellerine, geçitlerine el konulmasını öngörmüştür. Bu anlaşmanın ilgili maddelerine istinaden ( 7. ve 24. maddeler)ülke genelinde işgaller başlamıştır.

Ne kader değil mi? Anadolu halkı 1911 yılında Trablusgarb Savaşı ile başlayan I. ve II. Balkan Savaşları ile devam edip I. Dünya Savaşında da yaklaşık dört yıl savaşmış ama topraklarının işgaline engel olamamıştır. Ülkenin dört bir tarafından işgaller başlamıştır. Musul, Suriye, İskenderun, Boğazlar,  Samsun, Kilis, Batum, Antep, Maraş, Trabzon, İzmir, Antalya, Kuşadası… sırayla başlayacaktır işgal edilmeye. Koca 619 yıllık devlet…

Mustafa Kemal Paşa bu sırada nerdedir?

Osmanlı Devletinin Suriye, Irak ve Filistin civarlarını savunmak için kurmuş olduğu Yıldırım Orduları gurup komutanı olarak görev yapmaktadır. Mustafa Kemal Mondros Ateşkes Anlaşmasının hükümlerine ve imzalayanlara çok büyük tepki göstermiştir. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşanın daha büyük tepki göstermesinden çekinildiği için 7 Kasım 1918 tarihinde Yıldırım Orduları Grup komutanlığı dağıtılmıştır. 9 Kasımda Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a Harbiye Nezareti emrine çağrılmıştır. Bu arada 13 Kasım 1918 tarihinde İtilaf Devletleri’nin 55 savaş gemisi ile 6 denizaltıdan oluşan donanması Çanakkale Boğazı’ndan geçerek Yıldız Sarayı’nın karşısına demir atmışlardır. 13 Kasım 1918 Cuma günü Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a gelmiştir. Düşman gemileri Yıldız Sarayı’nın karşısındadır. O hiçbir yılgınlık göstermemiştir. “Geldikleri gibi giderler.” sözünü söylemiştir. Mustafa Kemal artık İstanbul’dadır. Ancak, şunu da belirtmek gerekir ki yukarıda da belirttim dönemin en önemli aydınlatma ve bilgilendirme vasıtası  gazetelerdir. Mustafa Kemal Paşa da Trablus’ta savaşmış, Çanakkale’de Anafartalar kahramanı ilan edilmiş ünlü bir komutandır o tarihte. Dönemin gazeteleri Vakit, Zaman, Mimber Mustafa Kemal Paşa ile mülakat etmek için adeta birbirleri ile yarışırlar. 

Mustafa Kemal Samsun’a niçin çıkmıştır?

Biliyorsunuz Osmanlı İmparatorluğu I. Cihan Harbine çok büyük ümitlerle girmişti. Hedefi Osmanlı Devletini 15-18. Yüzyıllar arasındaki eski gücüne tekrar ulaşmasını sağlamaktı. Ancak, Osmanlı Devleti yöneticilerin hedefleri tutmadı. Osmanlı İmparatorluğu Çanakkale Cephesi dışında büyük bir yenilgiye uğradı. Yüzbinlerce şehit verdi, binlerce metrekare toprağını kaybetti.

Savaş neticesinde tarihe Mondros Ateşkes Anlaşması olarak geçen anlaşma imza edildi. Bu anlaşma Osmanlı Devleti için bir yıkımdı. Kısaca anlaşma; topraklarının çoğunu işgali öngörüyor, Osmanlı ordusunun terhisine, silahların teslimine, ulaşım tünellerinin kontrolünün düşmana verilmesine hükmediyordu. Bu bir teslimiyet tablosu idi. Bu tablo karşısında Anadolu halkı otantik bir tepkime olarak kendi bölgesini kendi savunma yoluna gitmiştir. Özellikle, Karadeniz Bölgesinde halk işgal devletlerine karşı kendi milli mücadelesine başlamış ve işgalcilere karşı deyim yerinde ise ayaklanmıştır. Bunun sonucu olarak, İtilaf Devletleri zor durumda kalmışlar ve Osmanlı devletinden bölgedeki ayaklanmanın kaynağının ne olduğunun, ayaklananların silahları nereden temin ettiklerinin tespiti  ve silahların toplatılması için baskı yapmışlardır. Bu durum karşısında Osmanlı İmparatorluğu 9. Ordu müfettişi olarak Mustafa Kemal’i bölgedeki durumu araştırmak için görevlendirmiştir. İşte bu durum Türk Milli Mücadelesinin başlangıcı kabul edilir. Türk Milleti Mustafa Kemal önderliğinde Milli İradesi ile kendini ve eşsiz Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa etmiştir.

Ve Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye Destanında” yazdığı:

“Dört nala gelip uzak Asya’dan

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi,

Uzanan bu memleket bizimdir.” Dediği kutsal memleketimizin milli mücadelesi bu suretle başlamıştır.

Tabi Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışındaki görevi de pek mühimdir. Mustafa Kemal’e 9. ve 3.  Ordu Müfettişi olarak Trabzon, Erzurum, Sivas, Van illeri ile Erzincan ve Canik illerinin mülki ve askeri denetimi müfettişliği unvanı verilmiştir. Ayrıca bu bölgelere komşu olan Ankara, Elazığ, Kastamonu, Diyarbakır ve Bitlis vilayetlerinin valileri de Mustafa Kemal’e bağlı olacaktır.

Mustafa Kemal Samsun’a nasıl gitmiştir?

Deniz yolu ile gitmiştir. 16 Mayıs 1919 Tarihinde İstanbul’dan Bandırma Vapuru ile 18 arkadaşı eşliğinde ayrılmıştır. 19 Mayıs 1919 tarihinde sabah 07:00 de Samsuna çıkmıştır. Bandırma Vapuru ile çıkmıştır dedim. Bandırma vapuru. 1878 model. Yani o gün için 41 yaşında İngiltere’de yapılmış bir vapur. “Trocadero” adıyla hizmete girmiştir. El değiştirdikçe adı değişmiş. “Kymi”, “Penderma” isimlerini almış, Türk bayrağı çekildikten sonra ise “Bandırma” adını almıştır. 192 ton ağırlığında 279x48 metredir. Ortalama saatte 5 deniz mili (bir deniz mili 1.852 metredir.) hızla hareket kapasitesine sahiptir.

Mustafa Kemal Paşa kimlerle Samsun’a çıkmıştır?

Mustafa Kemal 38 yaşındadır Samsun’a çıktığında. Yanında Albay Refet Bele (Üçüncü Ordu Komutanlığı için), Ordu Kurmay Başkanı Albay Kazım Dirik, Yardımcısı Yarbay Mehmet Arif, Şube Müdürü Binbaşı Hüsrev Gerede, Topçu Kumandanı Binbaşı Kemal Bey, Ordu Sağlık Başkanı Albay İbrahim Tali Öngören, Yardımcısı Doktor Binbaşı Refik Saydam, Başyaver Yüzbaşı Cevat Abbas, Kurmay Yüzbaşı Mümtaz, Yüzbaşı İsmail Hakkı, Emir Subayı Yüzbaşı Ali Şevket, Karargah Komutanı Yüzbaşı Mustafa, Kurmay Başkanlığı Yaveri Üsteğmen Hayati, İaşe Subayı Üsteğmen Abdullah, Refik Beyin Yağveri Üsteğmen Hikmet, Mustafa Kemal’in Yağveri Teğmen Muzaffer, Şifre Katibi Faik, Şifre Mülhakı Memduh beyler vardır.

19 Mayısı önemli kılan nedir sizce?

Milli mücadele kahramanlarımızın kimilerinin: İstiklal Harbi, kimilerinin Kurtuluş Savaşı, kimilerinin de milli mücadele dedikleri tarihimizde 19 Mayıs 1919’dan 24 Temmuz 1923’e kadar yaklaşık dört yıl süren bir var kalma mücadelesinin başlangıcıdır büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışı. Biliyorsunuz yukarıda ifade ettim, millet olmanın şuuruna Çanakkale Savaşlarında varmıştık. 19 Mayısta da Millet olarak Mustafa Kemal önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin (Devletimizin) İnşasını yapmaya başladık. Bu husus çok önemli. Cumhuriyet Tarihi dersi anlatırken özellikle vurguladığım bir husus vardır O da şudur: Türkiye Cumhuriyetinin Mühendisi, mimarı, düşünürü, kurucusu Mustafa Kemaldir. Türkiye Cumhuriyetinin inşa edilmesinde çalışan Türk Milletidir. Türkiye Cumhuriyetinin milli harcı ise Türk Kültürüdür. derim.  Burada üç çok önemli husus var: Büyük Önderimiz Mustafa Kemal, Türk Milleti ve Türk Kültürü.

Mustafa Kemal Milli Mücadelemizin lideridir. 1919 yılında Anadolu’da Anadolu halkını tek yumruk haline getirip düşmanı Anadolu’dan denize dökmüştür.

Türk Milleti; Üzerinde yaşadığı vatanı ile kutsal, tarihi geçmişi ile derin, dünya medeniyetine katkısı ile ulvi bir millet. Milli Kurtuluş savaşımızda Atatürk önderliğinde düşmana kendi isteğimizi zorla millet olarak kabul ettirmişiz. Diğer taraftan Mustafa Kemal 3. Ordu Müfettişliğinden Erzurum Kongresi öncesi istifa ettikten sonra: “Bundan sonra, gaye-i mukaddese-i milliyemiz için, her türlü fedakârlıkla çalışmak üzere, sîne-i millette bir ferdi mücâhid suretiyle bulunmakta olduğu”nu belirtmektedir. Yani Mustafa Kemal istifasından sonra Büyük Türk milletinin bağrında bir ferd-i mücahid olarak milli mücadeleye devam etmeye başlamıştır. Gazi’nin elbette tek güvendiği vardır. O da kuşkusuz büyük Türk milletidir.

Türk Kültürü: Mustafa Kemal bir sözünde “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temeli Türk Kahramanlığı ve Yüksek Türk Kültürüdür” diyor. Kültür çok önemli. Kültür gücünü mazisinden alır. Muhakkak olan da Mazisine hakim olamayan milletinin istikbaline de hakim olmayacağı gerçeğidir. Mustafa Kemal 90 kusur sene önce sezmiş kültürün çok kıymetli olduğunu. Ne büyük stratejik öngörü değil mi? Bakınız hemen 30 yıl öncesine kadar savaşlar cephelerde yapılıyordu. Bu tabii olarak yapılıyordu. Dünya bir mücadele alanı. Savaşta  toplumların hilkatinden kaynaklanan belki de sıradan bir tabiliğe sahip. Ancak, günümüzde cephe savaşları yok. Mevzi savaşları yok. Artık savaşlar daha ziyade psikolojik olarak yapılıyor günümüzde. Bu yüzden en büyük savaşlar kültürel alanlarda yapılan savaşlar olarak karşımıza çıkıyor. Kültürel savaşlarda üstünlük tarihi geçmişle doğru orantılı bence. Tarihiniz ne kadar derinse kültürel kimliğiniz o nispette güçlü ve kuvvetli oluyor. Bakınız dünyada 180’in üzerinde ülke var. 30-40 civarı millet var. 3000 civarı etnik gurup var. Bunların içlerinde en köklü devlet ve milletlerden biri Türkler ve kurdukları devlettir. Demek istediğim kültür olarak çok muhteşem bir birikime sahip milletiz. Düşünün bir kere 11. Yüzyılda gelmişiz Anadolu’ya ve 1000 yıldır Anadolu’dayız. Ne büyük  derinlik ve muhteşemlik değil mi?

Kültür önümüzdeki birkaç on yıl içerisinde namludan çıkan kurşundan çok daha etkili bir argüman olacaktır bence. Kültürlerini muhafaza edebilen toplumlar dünyada var kalmayı başarırken kültürlerine sahip çıkamayan topluluklar tarihin mezarlığına sürükleneceklerdir, diye düşünüyorum.

Sizce 19 Mayısa bir kültür unsuru olarak da bakmalı mıyız?

Kuşkusuz, hatta kesinlikle. Çünkü tarihleri kültür yapar. Kültür karakterdir. Milli bir huydur bence. Savaşçı/barışçı bir özelliğe sahip olmak, Bağımsızlığı karakter kabul etmek, milli bayramları olmak…bunlar hep bu huydan kaynaklanır. Bir izdir aynı zamanda. Tabi burada kültür ve medeniyet farkını da belirtmek lazım. Kültür milletle gezer. Geçmişten beslenir, komşudan zenginler. Medeniyet öyle değil. Medeniyet belirli bir coğrafyanın topladığı kültürler toplamıdır bence. Örneğin Anadolu Medeniyeti: Anadolu’da gelmiş geçmiş tüm millet kültürlerinin toplamından mürekkep bir unsur. Mısır Medeniyeti, Mezapotamya medeniyeti hep böyle…

Diğer taraftan kültür bir paylaşımdır. Aslında maddi unsurlar paylaşıldıkça güçsüzleşir ve azalırlar. Kültür böyle değil paylaşıldıkça gençleşir ve büyür, çoğalır. Bayramlar da bir kültür unsurudur. Toplumu gençleştiren büyüten ve bütünleştiren en önemli toplumsal zenginliklerimizdir bayramlar.

Hocam “Mustafa Kemal ben 19 Mayıs 1919’da doğdum diyor” bunu Samsun’a çıktığı gün olarak mı algılamak lazım?

Evet. Mustafa Kemal belgelere dayalı olarak bizzat kendisinin kaleme aldığı Nutuk adlı eserine 19 Mayıs 1919 tarihindeki genel manzarayı tasvir etmekle başlıyor. Tabi, bugün Türk siyasi tarihi açısından çok önemli. İstiklal savaşımızın başlangıcı olan önemli bir gün.

Benim bildiğim kadarı ile olay şöyle: Türk Tarih Kurumu kurucuları arasında yer alan tarihçi yazar Reşit Saffet ATABİNEN (1884-1965) 19 Mayıs 1932 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk’e bir jest yaparak “Doğum gününüzü kutlarım” şeklinde bir telgraf çekmiştir. Bu jest büyük önderin çok hoşuna gitmiştir. Yine, Gazi yurt gezilerinden Aydın ilini ziyareti sırasında bir öğretmen Gaziye “Gazi Günü” kutlamak istediklerinden doğum gününü sormuş Mustafa Kemal de 19 Mayısı işaret etmiştir. Sonra büyük önderin doğum günü 19 Mayıs 1881 olarak kabul edilmiştir.

19 Mayıs tarihi neden ve nasıl milli bir bayram olmuştur?

Biliyorsunuz milli bayramlar devletlerin hayatlarında çok önemli bir unsur. Çünkü, devletin asli unsuru olan milletin sahiplendiği bayramlar bunlar. Milleti oluşturan fertler arasında çimento vazifesi gördürüyorlar. Bu bağlamda çok önemli.

Efendim, 19 Mayısın milli bir bayram olması bildiğim kadarı ile şöyle oluyor: 1935 Haziranında 2739 sayılı bir kanun kabul ediliyor. Bu kanun ile ulusal bayramlar ve genel tatiller belirleniyor. O gün için bu kanunun hükümleri arasında 19 Mayıs günü seneyi devriyesinin milli bir bayram olması bu kanunda bir hüküm olarak yok. Ancak, 1926 yılından itibaren büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsuna çıkışı “Gazi Günü” olarak kutlanmaya başlanmış ve bugün bir çok yerde de şenlik havası içinde kutlamalar noktasında genişlemiştir. 1938 yılı 19 Mayısında da genişleyen bu kutlamalar Ankara 19 Mayıs Stadyumunda da yapılmış ve kutlama gençlik şölenine dönüşmüş şenliğe büyük önder, Gazi Mustafa Kemal de davet edilmiştir. Büyük önder şölene katılmıştır. Büyük önderimizin şölene katılması ayrı bir güzellik ve coşku uyandırmıştır kuşkusuz gençlerde. Gazi Paşa hasta olmasına, Türkiye’nin en önemli dış meselelerinden olan Hatay Meselesi’nin sıcak Türkiye gündemini oluşturmasına rağmen 19 mayıs törenine katılması Türk gençlerinin stadyumu şölene alanına dönüştürmesine sebep olmuştur. Ancak, gazi törende uzun süre kalmamış askeri geçit ve tatbikat için Mersin’e hareket etmiştir. Bu kutlamaların hemen ardından meclise bir yasa teklifi verilmiştir. Teklifte: “19 Mayıs günü yurdun her bucağında Türk gençleri, sporcuları ve Türk halkının toplu ve birlikte, sonsuz ve evrensel bir tarihin dönüm günlerinden en büyüğünü kutlamaktadır. Bugün tarihin, insanlık ve uygarlık yararına olarak gidişini değiştirdiği gündür. Onun içindir ki, en büyüğümüz Atatürk, bu geleceğin güçlü zemini olan Türk gençliğine ve Türk sporculuğuna bugünün ayrılmasını uygun görmüşlerdir.”  Denilmiştir. Bundan sonra, 26 Haziran 1938’de, 3455 sayılı yasa ile 2739 sayılı yasanın “g” maddesine bir ek yapılarak, 19 Mayıs, “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak belirlenmiştir. İşte o günden bu güne 19 Mayısın seneyi devriyesi büyük bir coşku ile kutlanan milli bir bayramdır.               

            19 mayıs gençliği nasıl olmalı sizce?

Efendim, değişim, oluşum, çeşitlilik, çokluk, zıtlık, karmaşıklık, ahenk ve denge insanlık ve medeniyet tarihinin en önemli unsurlarıdır. Tevehhüme yer bırakmayan husus ahengin çeşitlilikte dengenin zıtlıkta olmasıdır. Bu açıdan bakıldığında Afrika’da bir çok devlet kurmuş istiklalini ilan etmiş topluluk vardır. Bunlara millet demek henüz doğru değildir. Bunlara daha ziyade halk demek daha doğru olur sanırım.

Bu halkların tarihleri ve milli bir hafızaları yoktur. Milli tarih/coğrafya/ düşünceleri yoktur. Bütün bunları Avrupa yazmış ve öğretmiştir. Dilleri ve inançları böyle şekillenmiştir büyük ölçüde. Bizim tarihimiz ise bir başkadır. Biz ta Çanakkale Savaşlarında Millet olmanın lezzetini tatmış tek vücut olmuşuz. İstiklal Savaşında ise Anadolu’da büyük önder önderliğinde tek yumruk olduk ve bağımsız yüce bir devlet kurduk. Bu her şeyi ile milli bir devlet. İşte bunun en önemli adımıdır 19 Mayıs. Genç ve kudretli, temelleri sağlam bir evrensel cumhuriyet ve Türkiye Cumhuriyeti temelinin ilk harcıdır 19 mayıs.

Fikir ve Proje üreten bir gençliğe ihtiyacımız var bence. “Tezgahında ne varsa pazara onu çıkarırsın der.”  eskiler. Tezgahı bilgi yüklü bir gençlik. Tabi bilgiden kastım yalnız Fen ilimleri değil. Fen ilimlerinin yanında özellikle Sosyal ilimler. Çünkü önce var kalabilmek lazım.  Yukarı da da belirttim. Gelecek Kültürel değerlerine sahip çıkanların yaşam sahası olacak kanaatindeyim. Yani açık söylemek lazımsa “Kültürel kimliğini muhafaza edebilen –ben buna mevcudu muhafaza diyorum- toplumlar için gelecek parlak. Bakınız bir sempozyum esnasında batılı bir akademisyenle konurken bana:  “Sizin en büyük zenginliğiniz aile yapınız.” demişti. Evet, kültür ailede başlıyor. Aile lokomotif, aile tarih, aile istikbal bence. Gençliğimizi önce aile değerlerimizle yetiştirmeli sonra toplumsal Türk ahlakı ile şekillendirmeliyiz. Değerlerini dışa bakıp öldürmeyen tam aksine değerlerine gururla sahip çıkan bir gençlik. Burada hemen Akif ‘in bir sözü  geliyor aklıma  büyük şair diyor ki, kültür değişimi ile ilgili  olarak: “Aşılayın  dönün kendinizden aşılayın.” Evet 19 Mayıs, 23 Nisan, 29 Ekim, 30 Ağustos bunlar Anadolu’da yaşayan bizim  en  büyük tarihi ve kültürel değerlerimizdir.

Hocam Çok teşekkür ediyoruz vakit ayırdınız. Son olarak şunu sormak istiyorum. Söyleşi konumla ilgi hangi kitaplara bakmak, hangi kitaplardan istifade etmek lazım.

Evet. Konu Cumhuriyet Tarihi olunca elbette ilk kaynak Mustafa Kemal Atatürk’ün eseri Nutuk, bundan başka: gerek lisans, gerek master gerekse doktora dersleri hocalarımdan olan Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe’nin “Türkiye Cumhuriyeti Tarihi I.”, hocam, Prof. D.r. Durmuş Yılmaz’ın “Osmanlı’nın Son Yüzyılı”, hocam, Prof. Dr. Bayram Kodaman’ın “Cumhuriyet’in Tarihi, Fikri Temelleri ve Atatürk”, hocam Prof. Dr. Nuri Köstüklü’nün “Milli Mücadele’de Denizli Burdur Isparta Sancakları” kitapları,  Sebahattin SELEK’in, “Milli Mücadele” adlı iki cilt olarak yayınlanmış kitabı, Ziya Tütüncü’nün Kazım Karabekir Paşa kitabı, , Eric Jan Zürcher’in “Milli Mücadele’de ittihatçılık” adlı  eseri, Justen McCarty’nin “Osmanlı’ya Veda” Adlı eseri, Cemalettin Taşkıran’ın “Milli Mücadele’de Kazım Karabekir Paşa”, Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya”, Şevket S. Aydemir’in “Tek Adam” üç cilt adlı kitapları ile dönemin  hatıra kitaplarını tavsiye ederim.

Ben de teşekkür ediyorum.

 
 

 

 

 

 

ZÜHRE ÇELİK BENİM DÜNYAM
Bugün sizlerle umudun olduğu her durumda yaşama sevincinin bulunabileceğine dair...
02.08.2014 (0)
MHP 17 BİN OY ALACAK
Milliyetçi Hareket Partisi Veli Yorulmaz ile geniş kapsamlı bir röportaj gelişti...
03.07.2013 (0)
“Korkuteli'nin en büyük eksiği sosyal yaşamı”
Serbest Kürsü'nün konuğu Hasan Saraç...
10.07.2012 (0)
“Tek hayalim Üniversiteyi açmak”
Korkuteli Eğitim, Kültür ve Sağlık Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Av. Galip Kaya, ...
10.07.2012 (0)
“Bazı kişiler sattığı ürünü kalitelisini saklıyor”
İlçemizin sevilen esnaflarından ve işini ciddiye alan, müşteri memnuniyetini ö...
27.06.2012 (0)
Akar aday olur mu?
Hüseyin Ünal ile Serbest Kürsü ...
04.06.2012 (7)
İlk olarak Kapalı Çarşı yapardım
Bugünkü konuğumuz genç bir esnafımız olan Mikro İletişimin sahibi Emrah Kurşunte...
04.06.2012 (0)
Futbol takımlarını çekmek için Tesis yapalım
Bu günün Konuğu Süleyman Koyuncu yani namı diğer Arap Sülo kardeşimiz oldu....
30.05.2012 (0)
İktidar farklı, Yerel Yönetim farklı olunca üvey e
Bu gün serbest kürsüde Yaren Özgür’ü konuk etti. Yaren Özgür Korkuteli’nin gözde...
28.05.2012 (0)
Baraj yapılırken tarihimizi yerin altına gömdüler.
Korkuteli’nin sorunlarını ve çözüm yollarını halkın kendisinden dinlemeye devam ...
25.05.2012 (0)